Yaprak



Sıkıntı ile geçen bir gecenin ardından genç adam uyanmış ve kendine gelmek için duş almıştı. Aynada yüzünü kurularken saçlarını şöyle eliyle bir düzeltti. Uzunca zamandır bu günü beklemesine rağmen çok fazla heyecanlı görünmüyordu. Zaten bu kadar süredir yapmak istediği şeyi yapamamış olmasının sebebinin bu soğuk duruşu olduğunu düşünüyordu. Aklından geçenleri uygulamaya geçmek için daha fazla beklemeden banyodan çıktı.
*
Genç kız sınav haftasının yaklaşması ile birlikte dağınık öğrenci evinin odasında yatağına uzanmış çalışıyordu. Arka planda çalan metal müzik, kendisi ne kadar daha iyi çalıştığını savunsa da biraz dikkatini dağıtıyordu. Dönem oldukça zorlu geçmiş, finaller yaklaşmıştı. Son bir gayret etmeliydi. Bir anda odanın kapısı açıldı. Ev arkadaşı kalem ucu soruyordu. Savruk bir kızdı o da. Çalışmayı pek sevmezdi. Onun yerine sıcak Nescafe ile sigaralı balkon muhabbetleri daha öncelikliydi. Okul filan umrunda değildi. Zaman zaman sırf muhabbet olsun diye odasına girerdi. İki kişiydiler evde. Ev arkadaşından pek hazetmese de masraflar düşünüldüğünde biraz da mecbur kalmıştı. Ne de olsa yurtta kalmamak için babasına yalvaran kendisiydi. Şimdi de çekiyorudu işte. “Burada var” diyerek uç kutusunu uzattı. “Lütfen, sınavlarım gerçekten önemli ve artık rahatsız etmeni de istemiyorum.” Diye tamamladı cümlesini. Tüm beklentisi arkadaşının bir an önce odadan çıkıp gitmesiydi. Gerçekten ilgilenmesi gereken bir sınav haftası vardı. Ev arkadaşı odadan öfleyerek çıktı.
*
Genç adam boş bakışlarla etrafını süzerek çarşıda yürüyordu. Aslında bir plan yaptığı söylenemezdi. Sanki doğaçlamaları becerebiliyormuş gibi akışına bırakmak istemişti. Tedirginlik ifadesi yoktu yüzünde. Kararlıydı, heyecanını çok belli etmiyordu. Ne de olsa o gün bu gündü. Hafif soluna döndü ve çiçekçi dükkanını farketti. Çok da farketmezdi. “Netice de gül güldür” diye düşündü. İçinden “Renkleri parlak olsun, kokusu hoşuna gitsin yeter.” dedi. Üzerine yazı yazdırmadı. Sadece bir buket yaptırdı ve çiçekçi ile muhabbete girmeden parasını verip dükkandan çıktı. Zaten konuşmayı da pek sevmezdi. Hedefe giden yolda bir adım daha geride kalmıştı.
*
Önemli bir paragrafı ezberlemeye çalışırken kapı aniden açıldı. “Ya biliyor musun?” diye söze başladı. “Geçenlerde kimi gördüm?”. Derin bir of çekti. Ev arkadaşının kendisine ders çalıştırmayacağı aşikardı artık. Dedikodunun sonunun gelmesini beklemekten başka bir çaresi yok gibiydi. Yüzündeki sıkıntı oldukça belliydi. Biraz çalışkan sayılırdı, sınavları çok kritik olmasa da herhangi bir şekilde kaza ile ders bırakmak istemezdi. Babası onu okuması için yollamıştı ne de olsa. Sınavının önemli olduğunu ve çalışması gerektiğini söylemek istese de dedikodu arasına girmek pek de kolay olmuyordu. Çaresizce eline aldığı terliği kapıya doğru fırlattı. Terlik umutsuzca kapının köşesine çarptığında arkadaşı kapıyı çekmişti bile. Müzik ile birlikte dışarıdaki her türlü gürültününde dahil olduğu odasında tekrar çalışmaya döndü.
*
Acaba hangi sokaktı diye düşündü. Çiçeği elinde sallaya sallaya gidiyordu. Çok romantik bir adam olmadığı bu işlerden anlamadığı her halinden belliydi. Binayı görüp tanıdığında ise kendine çeki düzen verdi. Gelmişti sonunda. Aşağıdan yukarıya doğru süzdü. Umutla umutsuzluk arasında gitti geldi. Uzunca süre uzaktan izlediği, yanında bir başkasını görünce sinir olduğu kız, karşısındaki apartmandaydı. Geriye sadece aşağı çağırmak kalmıştı. Eve çıkacak kadar delirmemişti. Kapıdan girememe riski bile vardı. Telefonu çıkardı ve rehberden adını buldu. Parmakları acele etmiyordu. Daha çok geldiğinde ne konuşacağına odaklanmalıydı. Telefon çalıyordu.
“Efendim” dedi karşıdan bir ses. Yutkundu önce. “Merhaba” dedi. “Aşağıdayım şu an, kapınızın önünde”. Kelimeleri seçmiyordu. Cümleler öylece ağzından çıkıp gidiyordu. “Matematik defterini isteyecektim. Aşağı kadar gelir misin?” diye son bir gayretle sordu.
İşlem tamamdı, genç kızın zaten matematikle işi yoktu. Kendi bile hatırlamadığı sayıda kalmış aynı dersi tekrar ediyordu. Durumunu bilmeyen kalmadığı için matematik defteri uygun bir seçenekti. Başka ne isteyecekti ki? Çiçekleri dikkatlice arkasına saklayarak yüzünü kapıya döndü. Her an “O” gelebilirdi. Süpriz yapıp şaşırtmak istiyordu.
*
Bir an önce çalışmaya dönmek arzusuyla merdivenleri üçer beşer indi. Defteri bir an önce vermek istiyordu. Kapıyı açtı ve genç adama bir adım kala durdu. Yarım yamalak bir “Naber”in sonrasında “Derslere neden girmiyorsun?” diye sordu. Öylesine bir soruydu aslında çok umursamadığı belliydi. Genç adam öylece geveledi. Hiç bir soruya verecek hiç bir mantıklı cevabı yoktu o anda. Telaşlandı. Hiç bir işine yaramayacak defteri bir an önce alıp gitmeyi düşündü. Zaten neden kalkışmıştı ki o işe? Ağzından harfler heceler çıkıyor ama anlamlı bir cümle oluşturup oluşturmadığını düşünmüyordu bile. Kızın gözlerinde kaybolmuştu. Ona göre etrafta hiç ses yoktu. Kızın sadece dudakları kıpırdıyordu. Arkasında sakladığı çiçekleri sıkıca tutarken terden avuçları ıslanmıştı. Kız “Benim de yazım çok güzel değil ama sanırım işini görür.” dedi. Bir an duraksadı, “Neden buradayız? Yukarı gelip bir kahve içmek ister misin?” diye sordu. Genç adam anlamamıştı. “Yok dedi, ben alıp gideyim defteri.” Kız dudaklarını büküp ”Sen bilirsin.” dedi. Adam dudakların o haline dayanamadı. Yanlış bir şey söylemişti ve buradan dönüşü yoktu. Pişman olduğu kelimeleri toparlayamamasından belliydi. Hiç ihtiyacı olmayan deftere uzandı. Usulca çiçekleri de uzatmıştı. “Bu arada bunları senin için almıştım.”dedi.
Kız afalladı. Beklenmedik bir hareketti bu. Hiç düşünmeden çiçekleri aldı. Gözlerini kapayıp çiçekleri kokladı. “ Çok güzeller ve çok güzel kokuyorlar, çok naziksin.” dedi. Hızlıca bir hamleyle birden genç adama sarılmıştı. Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi uzun bir sessizlik oldu. Genç adam sersemlemişti.
Başı döndü.
*
Kız genç adamı yolculamış ve sersemlemiş adımlarla merdivenleri geri çıkıyordu. Kapıyı çaldı. Ev arkadaşları çiçekleri görünce çok şaşırmıştı. “Aa çiçekler! Kimmiş?” diye sordu. Kız kafasını eğdi, çiçekleri usulca çöpe bırakırken ağzından “Önemli değil..” lafı döküldü. Kapıyı kapatırken apartmanın otomatı da söndü.
Artık herşey tümüyle karanlıktı.
*
Bir kibrit ışığı ile aydınlandı balkon. Genç adam sayısını hatırlayamadığı sigaralardan bir yenisini daha yakıyordu. Kapkarınlık gecenin boşluğuna doğru dumanları savururken arkadaşı sordu; “Çiçekleri verdikten sonra ne oldu?”
Sadece boş boş bakabildi.
Tüm hikayeyi bu sessizlik özetlemişti bile..

Eskişehir/Kasım 2002

Yorumlar